sosyal hayat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sosyal hayat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Ocak 2017 Salı

İş ve Yaşam Dengesi



  Sağlıklı olmak deyince hepimizin aklına ilk olarak fiziksel anlamında sağlıklı olmak geliyor. Sağlıklı olmak; akıl, ruh ve beden sağlığı olarak bütünlük içinde olmalı. İş hayatı zor. Özellikle de çeşitli baskılar altında ve yoğun çalışırken. Hepimiz zaman zaman gittiği yere kadar savunmasının arkasına sığınıp kendimizi zorlamışızdır. Bu zorlamaların sonucunun ‘nefes alamıyorum, ‘ruhum sıkılıyor’, kimse beni anlamıyor’ gibi cümlelerle tanımlanacak hale gelmesi yerine kendi bedenimizi ve ihtiyaçlarımızı anlayarak hareket etmeliyiz.

  İnsan odağı ise, insanın kendine yabancılaşması, kendi doğasından uzaklaşması mümkün olabilir mi? Günümüz dünyasında artan rekabet, yarış hali, başarının kriteri, kazananlar ve kaybedenler gibi tanımlamalar bizi giderek daha "hırslı" bireyler haline dönüştürmüş olabilir. Hele de kişilik özelliğimiz olarak iletişim tarzımız görev ve sonuç odaklıysa. Ancak yine tanıma dönmek gerekirse yönetim; insanlar aracılığı ile ve onlar ile birlikte gerçekleştirilen bir süreç. Bu süreçte insanı, duygularını ve düşüncelerini yok saymak mümkün değil. Peki tersi olduğunda ne oluyor? Çalışanların kendini değerli ve mutlu görmediği bir kurumda, yöneticiler fark yaratmak yerine sürekli farklı ekipler ile sürece yeniden yeniden başlamak durumunda kalıyor maalesef…

  Her şey birbirine karışmış durumda iş hayatı sosyal hayatta sosyal hayat iş hayatına karışmış durumda. Bu bizlerin iş hayatında almadığımız dersleri göstermektedir. Bazen ne denirse boştur sözü tamda buraya göre oluyor.  

2 Eylül 2015 Çarşamba

Mutsuz İş



  Hayatta hepimiz bilerek veya bilmeyerek bizim için yanlış olan bir mesleği seçebiliyoruz. Bazen bir mesleğin popüler olması nedeniyle aslında mutlu olamayacağımız bir mesleği de maalesef seçebiliyoruz. 
  Zamanın değişmesi ile kişiler de değişmeye çalışıyor; kendi yaşam ve çalışma tarzlarını da yeni sistemin birer parçası haline getirmek için çaba harcıyor.
Sadece para için çalışanlarsa mutsuz olmaya mahkum görünüyor. Pek çok kişi için iş yerinde mutlu olmak imkansız, en büyük mutluluk mesainin bitmesi ve cuma gününün gelmesi.
  Öte yandan çalışanın böyle yapmasına hak veriyorum çünkü Allah düşmanımın başına vermesin egosu yüksek yönetici. Onlara göre bende iyi bilen olmaz ben bilemesem burada olur muydum havaları…

İşte size tipik yönetici halleri;
  • Asla takdir etmez.
  • Çalışanların ensesindedir nefesi.
  • Kimseyi dinlemez.
  • Bol bol ihtar verir.
  • Sosyal hayatını kontrol eder.
  • Çalışanı makine gibi görür.
  • Otoriter ve agresif olmak için kendini şartlar.

  Bunlar yetmezmiş gibi birde sosyal hayattaki arkadaşlarının iş hayatındaki egosunu senin üzerinde tatmin etmesiyle uğraşırsın. (yok ben senden fazla maaş alıyorum, senden daha çok iş yapıyorum, sende çalıştığını mı sanıyorsun, senin yaptığın iş değil, terfi vermediler mi gibi gibi şeylerle uğraşırsın) Orada diyemiyorsun ben senin gibi torpille girmedim, benim o mevkide tanıdıklarım yok veya ben senin gibi yalıyamıyorum diye….
İşin özeti:

Aslında çalışanlar kendini geliştirmek ve kendisine destek olacak şirketlerin arayışındadır. Çalışanlar kariyer planlamasına ihtiyaç duyuyorlar. Samimi çalışan ve işveren ilişkisi sunan, çalışanlarına bir aile oldukları hissini veren, çalışanlarının fikirlerini alan ve insana değer veren bir iş yeri, mutluluğun temel gereklerini de yerine getiriyordur bence.
Mühim olan “para” dan önce “insan” kavramını yerleştirmiş bir şirkette çalışmaktır.